Tatmak ve Özlemek

2010-02-22 23:49:00

Tatmadığı şeyi özlemez insan, ama en çok tatmadığı şeyi arzular. 22.02.2010 01:51 Devamı

Ergenekon, AKP, ÖKK, ÖHD Gerçekleri

2010-02-22 23:18:00

    Emekli Bir generalden  SIKI yorumlar..   Her şey 1991 yılı başında ABD'nin Körfez saldırısıyla baş ladı. ABD, Bağdat'a yürümedi.  Bunun yerine Irak'ın kuzeyinde bir Kürt isyanı kışkırttı. Arkasından, Irak Ordusunun 36 enlemin kuzeyine geçmesini önleyerek   buradaki  Kürt oluşumunu güvence altına aldı. ABD'nin planı şuydu:     Önce Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti  kurmak  ve sağlamlaştırmak, sonra Irak'ı tümüyle işgal etmek. Kuzey Irak'taki yeni devleti Türkiye'nin güneydoğusu,Suriye'nin doğusu ve İran'ın batısından koparacağ ı parçalarla birleştirerek Büyük Kürdistan'ı,yani  ikinci İsrail'i kurmak. Bu projenin ismini biliyorsunuz: Büyük Ortadoğu Projesi (Cumhurbaşkanı ve Başbakanımız bu projenin resmi eş başkanlarıdır) Türkiye'deki bu  hükümetler,  İncirlik'e yerleşen Çekiç Güç'ün görev süresini uzatarak ABD'nin Kuzey Irak'taki Kürt oluşumunu desteklemesine yardımcı oldular. TSK,  bu süreçte Kuzey Irak'taki oluşum üzerinden  Türkiye'nin bölünme tehlikesini erken algıladı ve ABD ile karşı karşıya gelinmesinin kaçınılmaz olduğ unu da farketti.      İlk Olay: Torumtay'ın istifası . Özal'ın,  "kuzeyden Irak'a girme"   emrini uygulamamak için  Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay istifa etti. &nbs... Devamı

Ben Bu Gece Seni Düşünüyorum

2010-02-22 01:54:00

Evet seni. Bu gece seni düşünüyorum. Aslında sen, herkesin sen sandığı sen değilsin. Sen, kimsenin düşünmediği, benim bildiğimsin. Senin bile bilmediğin sensin. Benim bile neden düşündüğümü anlamaya çalıştığım sensin. Ne yarım kalan bir şarabın uktesi, ne de senle paylaşabildiğim bir kanyağın sızısı midemde. Ben bu gece seni düşünüyorum. Neden düşündüğümü bilmiyorum. Düşünüyorum öyle. Aslında meraklısındır. En çok da bu huyunu seviyorum belki. Ya da öyle olduğunu sanıyorumdur. Niyeleri niçinleri de boşverdim bu gece. Kendimi kasmadan, kimseyi yormadan seni düşünüyorum. Herkesin başkası sandığı seni düşünüyorum. Senin sen olduğunu bilmediğin seni düşünüyorum. Ben bu gece seni düşünüyorum. Aslında seni hep kahkahalar içinde elinde bir piyale şarap ile gözlerimin önüne getirdiğim zamanlar var bilmezsin. Sana bir kez olsun haykıramadığım sözcüklerimi, yüreğimi tuz buz eden aldanışlardan esirgemediğim gecelerim var anlamazsın. Bu sarhoş akşamın uyuşmuşluğunda ben, kadehimin parlak yansımasında sen ve içimde bir yerlerde bana fısıldayan ahlarımla seni düşünüyorum. Ben bu gece seni düşünüyorum. Belki de ilk defa seni düşündüğümü kendime söylüyorum. Kendime bile ilk defa söylediğim için seni düşündüğümden hiç haberin olmadı. Aslında sadece kendime söylüyorum. Şimdi karşımda duran hayalin, bu sarhoş gecede "ona da söylesene" diyor, kendisini düşündüğümden haberi olmadan. Gülümsüyorum. Sen de öyle. Ben bu gece seni düşünüyorum. Ve her zamankinden farklı belki de. Günah çıkarmak sayılmaz bu. Biliyorum kendimi &cced... Devamı

Zarar

2010-01-29 23:34:00

Zararın neresinden tutarsan tut, zarardır. 29.01.2010 23:31 Devamı

Sahibini Arayan Sözler 7

2010-01-28 21:05:00

Hangisi daha çok rahatsız ederdi? Başkasının yanındayken başkasına dönüşmesi mi, Yoksa asıl o zaman kendisi olması mı? Hangisi daha çok üzerdi peki? Hangisi daha çok hırpalardı yüreğini? Onu kaybettiğine mi üzülürdün yoksa olduğunu sandığın şey olmadığına mı? Peki ya kaybeden olmadığını anlayabilmek aklına gelir miydi? Aklına gelse bile bunu nasıl anlayacağının yolunu bulabilir miydin?   Peki söyle! Affetmeyi de bekler miydin? Aslında bunu istediğini kendinden bile saklamak için, sadece gerçekleri öğrenmek istediğin yalanıyla ne kadar oyalayabilirdin kendini? Nefret kusarken ruhun, kaç hücren sana “mantıklı sebepler söylese de onu affedebilsem” diye yalvarırdı? Ya da susarken dilin, Bir yanın, geri döndüğünde kabul edemeyecek kadar çıngar çıkarmamış olmak istediğinin farkına varır mıydı? Peki ya bunu anladığında kaçar mıydın kendinden? Saklanır mıydın kalbine, kapıyı arkadan kilitleyip?   Peki ya sen? En çok ne zaman kendin oldun? En çok ne zaman kendin olduğunu en çok ne zamanlar kendine itiraf edebildin? Peki ya becerebildin mi gerçekten? Bunu becerdim sanırken, Kuvvetli bir depremle sınama fırsatının olmadığını da fark edebildin mi hiç? Ya da depreme benzetmeye çalıştığın şeylerin farkına varabildin mi? En çok neye benzedin? En çok kime benzemeye çalışırken kendinden uzaklaştın? Kime yakınlaşırken kendinden kaçtın? Kime vardığında kendini unuttun? Neyi hatırladığında gerçeği sordun? Neyi duyduğunda neyi duyamamanın sızısını çektin? En çok neye inanmak istediğinde neleri en az sorgulamayı seçtin? Hangi yalanlara inanmak daha çok mutlu etti? Hangi yalanl... Devamı

Biz...

2010-01-28 02:00:00

İnandıklarımızı yaşatıyor ve sonra da ona dönüşüyoruz. 28.01.2010 01:53:04 Uğur Yaman Devamı

On Sekizinci Mektup

2010-01-25 19:30:00

    “Öteki dünya” dediğim bu hengame, aslında ötekiliğinden yormamış beni. Her şey birmiş aslında. İnsanın olduğu her yerde nefes alışlar bir sona yol alıyormuş. Son verdiğim şey belki de, insanların olduklarından fazlası olduklarına inanmayı iyi niyet sanan ahmaklığımdır.   Gerçeklerin kaçacak bir yerleri yoktu burada. Geçmiş, onları daha iyi gösterecek bir yer bulamayacak kadar acizdi. Çünkü geçmişin buraya dair bir yaşantısı hiç olmamıştı. Yalanların kendini inandırma yeteneği, gerçekleri görme yetime ilk defa bu kadar aciz düşmüştü. Çünkü ben onlardan daha hazırlıksız yakalandım. Onlar geniş alanların yoksunluğunu duyarken benim tek hissettiğim gerçeklere olan tutkumdu. İyi veya kötü olması önemsiz. Hangi gerçek iyi veya kötü olabilmişti ki zaten?   Sen! En büyük yalanlardan da yalan gerçek..! “Nosce te ipsum” (kendini tanı). Gör ki sebeplerinin toplamı amaçların etmemiş. Yalanların, yanlışların, yanılgıların akarında sürüklenmiş başı boş hayallerim. İyi niyetler üreterek aldanmak en kötü aldanmaymış.   Zaman akıp giderken ne çok şey götürmüş. Yitirdiklerime üzülmekten bir şeyler kazanabilmiş olabileceğim aklıma dahi gelmemiş. Ya da ezbere söylemekten anlamını hiç algılayamamışım uzunca süre. Yas tutarken içim, saatimi karanlıklara kurmuşum. Karanlığımı kutlama ışıkları ile dağıtacaklarını, sessizliğimi başıboş çığlıkları ile bozacaklarını fark etmesem, yeni bir yıla gireceğimizi bile unutacaktım belki de. Anlamı yok pek çok şeyin. Her şey olamadılar zira. Diğer yandan koca yılın muhasebesinde karmaşam. Özleyeceğim bir yılı geride bırakmayacağım kesin olacak. Hatırlanmaya değer her şeyin içind... Devamı

On Yedinci Mektup

2010-01-25 19:29:00

    Gece gündüz düşünüyorum. Rüyamda dahi insanların her şeylerini bağladıkları hiçliklerin hiç olma sebeplerini düşünüyorum.   Mektuplarımdan birinde yeni bir dünya inşa edişini izlediğimden söz etmiştim. Şüphesiz farklı bir şeyi kastetmiştim ama mutlak olarak şimdi kelimelerin daha da can buluşuna tanıklık ediyorum.   Her şey değişiyor. İnsanların seçimlerine olan bağlılık sebeplerini düşünüyorum. Düğümlerin önemli bir noktası bu olsa gerek. Her seçime yön veren bir inanç ve inançlara biat eden, daha kendini bulmadan inançlara yol olmuş adanmışlıklar varken, inançlara dahi neden saygı duymalı ki insan? İnancın, inançlara saygı duymayı ahlak olarak öğretmesinden mi? O halde bu kör dövüşü niye?   Can acıtan bunca şeye susmak, hesap sormamak, bir bakıma özlüğümüzü bir çöküşe sürükleyenlere yardım etmek değil mi? Baştan kabul edilmiş kalıplara göre bir hayat yaşayıp inançlara uyduruyorsak, neden değerli olsunlar ki? Oysa kendimizi yeni bir dünya yaratıcısı olmaya davet etmiştik. Gayrılığımız ötekilikten değil, kalıplardan.   Yaratmak için ya tanrıyı öldürmeli –kalıplarından ve inançlarından sıyrılmak için- ya da bu kör dövüşünde şikayet etmekten vazgeçmeli. Tanrıyı bile öldürmeyi, yaratmayı göze alarak üstlendiğime göre, sana olan suskunluğum zafiyet mi? Kendime zorum her şeyi kaldırabilme gücüme olan inancımdan mı yoksa bu konuda sana olan güvensizliğimden mi? Uzayan yollarımda kanıyorken sen, bunları anlatmak neye yarar… Belki de unutmalısın hiçbir şeyi. Her şey olamadılar zira. Bir yakınmaydılar içinde. Pembe birer d&... Devamı

Eğlence Olsun Diye Karın Üzerine Atlamak

2010-01-24 19:58:00

Küçükken hep bulut, kuş, rüzgar olmak falan isterdim. tabi insan büyüdükçe olabileceklerinin sayısı azalıyor. Sanırım bu sebeple kuvvetlidir birçok insanın kar üzerine atlayıp eğlenme sevdası. Hani olabildiğince kar... İçine atıldığınızda bir kar yığınının, kendinizi bulutların arasında gibi hissetmek istersiniz. Yumuşaktır, kuvvetinize direnmez. Siz yuvarlandıkça içinde, toz bulutu gibi dağılır. Size gücünüzü hatırlatır, özgürlüğünüzü hatırlatır. Yine böyle bir zamandı. O çocuk gözlerimle büyüttüğüm dünyaları, büyüttüğüm umutlarımın avuçlarında küçültüyordum. Sonra dünya büyümeye ve umutlarım gerçeklerle törpülenmeye başladı. Çocukluğuma özlemlerimi yaşatırdım kar yığınlarının arasında. Yuvarlandıkça içinde, dağıttıkça karları, içlerinde bir yerlerde çocuk gözlerle gördüğüm dünyayı yeniden görecekmişçesine heyecanlanırdım. Çocuk olmasam da ergen olmaya başladığım dönemlerdi. Ne güzel bir kar vardı. Bütün şehir beyaza bürünmüştü. Şehrin beyaz örtüyü böylesine sorgusuzca üstüne çektiği zamanların sayısı pek azdı. İçimdeki çocuk yeniden ortaya çıkmak istiyordu. Hoşlandığım kızla ve arkadaşlarımla özgürlük parkı'nın koca alanında bulutların arasında süzülürcesine çocukluğumuza dönmek istemiştik. Herkes kendini zıplayarak karların arasına bırakırken kafası ve eli karların altında gizlenmiş taşlarla yaralanan benden başkası yoktu. Kahkahalarla eşlik ettiler bana. Şansıma sıçasım gelmişti ama nafile. Durumu kurtarmak lazımdı. Tepe bir yerden altıma poşet koyup kayarsam durumu ku... Devamı

Tezkere Çarşısı

2010-01-19 00:34:00

Diğer askerler M1 ve G3'lerini almak için sırayla silahhaneye giderken sivil şekilde otobüs beklediğim an, sevincimi duyumsayamadığım ama içimde adressiz bir yerde yutkunamadığım bir sızının varlığını hissettim nedense. Askerler eğitime hazırlanırken tezkerecilerin yüzlerindeki mutluluğu okuyordum yüzlerinden. Sesler kesildi, görüntü ağırlaştı ve makarada bir film sarılır gibi gözlerimin önüne perdelendi. Bir an çıkıp içimden tepelere süzüldüm. Sonrasında bir rüzgarın boynuna atılıp içtimadaki askerlerin tepelerinden keplerinin üzerlerine şefkatli dokunuş darbeleri savurarak aralarına dağıldım. Bu sağır sessizlikte her şeye uzaklaşan ve yabancılaşan bir çift gözden ibarettim. Bedenimi seyrederken uzaktan, zihnime hiç unutulmayacak siyah beyaz kareler kazıyor gibiydim. Belirsiz bir ses o halimi hiç unutmayacağımı fısıldıyordu. Oysa bir çift gözden ibarettim. Duymuyordum hiçbir şeyi. Ya da duyduğumu sandım. Silahlı adamlar çoğalıyordu her yerde. Parmaklarının ucunda biriken nefretleri yüzlerinden okunmuyordu. Belki de son kez göreceğim bu sahneleri unutmamak üzere zihnime kazımak isteyen benliğim, o adamlara yabancılaşıp vaziyetten bir şaşkınlık yaratmaya çalışıyordu. Hasretle yorulan ciğerlerden göğe saçılan buharları izledikçe bulanıklaşıyordu gözlerimin önündeki içtima karesi. Otobüse binmek için süzülüyorum tepelerden ve içime giriyorum.  Bir koltuğa oturup cama bakarken, buğulu camlara şafaklarını kazıyan ve yüzlerine neşe yerleşmiş insanlar görüyorum. Tanıdık suratlara duyarsız kulaklarımın karmaşasında semaya bakıyorum. Sonrası kör karanlık. Bir süre sonra arkadaşlarımın kollarında buluyorum kendimi. Kahvaltı yapacak bir yer ararken kaçıyorum aralarından. S... Devamı