Pamuk Tarlası Rüyası

2009-03-03 02:44:00

Ne kadar benciliz! Bir dilencinin avuçlarında dindirilen vicdanımızla gelecek güzel günlere dualar ve sevaplar satın alırken, kendi güzelimize yatırım yaparken; o dilencinin yitik ezeliyetini düşünmeyiz bile. Rahatlattığımız ve rahatlatmamız gereken bir şeylerimiz hep olmak zorunda değil mi? Oysa ne hatırında kalacak bir iz, ne de beklediği bir umut hiç olamadık.  Bu, masalın bir kesiti idi sadece. Onlarca alakasız hikayenin ardı ardına sıralandığı ardışık kümenin bir kesiti. Hikayenin bir bölümü de ardımda kalan bir şehirde geçiyor. Parçalanmış hayatların dikimevidir belki de terminaller. Bu düğümü orada çözüp, olması gerektiği gibi bağlamaya oradan başladım. Yaptığım sadece anlamaktı, anlatmasına izin vermeden. Belki de süslemeden anlatılmamışı anlamanın en doğru yoluydu seçtiğim. Anlamak için anlattım, anlaması için yaşattım. Sonra da hikayenin ortasında kendisine biçtiği role odaklandım. O, kendi oldukça, bana kalan sadece izlemekti. Mekan değişti, zaman değişti, duygular değişti ama roller aynıydı. Değişmesi için gerek var mıydı, belki de cevabı aranan sorulardan biri buydu.  Dilenciyle aslında ikinci perdede, yani şimdi karşılaştık. Karışıklığı severim. Düzeltmeye çalıştıkça, konsantrasyonumu canlı tutarım. Bunun için karıştırırım belki de. Karıştırdıkça düzeltir, düzelttikçe yeniden bozarım. Ama sanırım bu sefer, başkalarının bozduğu bir şeyi burada düzelttim. Her şey olup biterken, kaçamak bakışlarla süzdüğüm gözlerinde, nefreti ararken şaşkınlığı buldum. İyiden de iyi, güzelden de güzeldi. Sonrasında hikayenin geri kalanındaki tüm karakterleri, bu dikimevi masalı için yarattığımı fark ettim.  Aslında hiç yoktular. Olsalar bile bir şeyi değiştirmezdi. Kesişim kümesinde paylaştığım... Devamı

Kara Delik

2009-03-03 02:42:00

Nasıl da dipsiz bir kara delikmişim meğer… Nicesi ayna olurken umutlara ve yansıtırken ışıltısını gözlerinden, ben dipsiz bir “Kara Delik”im… Olmasını bekledikleri yarın olup da bulmayı beklediğim yerde ellerini boşluğa bırakan dipsiz bir “Kara Delik”im…  Seçmeyi düne bırakıp, yarınında aradığını yaratmak zorluğunu kolaylaştıran sonsuzluğumun gücüyle büyüttüm ufkumu. Anlamadıkları varlığım değildi. Anlatamadığım yoklukları, acziyetleriyle suskun erdemliliklerini boğan yitişlerine kurban oldu. Hırçınlaştıkça parçaladılar. Sonra kuyruklu bir yıldız gibi kayboldular. Yüreklerinin sağlam kalan her zerresini, gerçeklerin yüzleşme arzulu kararlılıklarından kaçarak inlettiler. Acı dolu yakarışlarıyla inledi kalp kıvrımları. Ellerim boş… Yüreğim kudurmuş ve ..... Ve dudaklarım çatlaklarında biriken özleminde saklıyor seni şehvetle, etrafını aşındıran yoksunluklarından. Gel desem gelir misin? Doğar mı günümüz batmamacasına… Sadece perdeyi örttüğümüzde olmayan sabahlarımızı arar mıyız, tenimizi yüzdürürken tenimizde… Günümüzü besler miyiz sevgimizle, unutmadan… Trigonometrik bir açılımı toparlar mıyız bir mezure gibi her sarıldığımızda, aynı noktada buluşmak için… Kalp atışlarımıza dövdürür müyüz göğüs kafesimizi…  03.02.2008Pazar02:59:23 Uğur Yaman... Devamı

Dön Gel

2009-03-03 02:39:00

Bak sevgili neleri eskittik. Neleri kaybettik, yitiremeden içimizde kalanları. Nelere eyvallah dedik en olmayası zamanlarda. Kışlara niyetli baharlarımız ve gözyaşlarımızla sulandı dev yalnızlığımız.  Kahve gözlerinde kaldı gözlerim. İpek saçlarında saklandı nefesim. Yüreğimin emanetinde korkular sarsar benliğimi. Ziyan ömürlere nazar varlığım bağlanır sana. Encamına dayanarak ayrılıkların, temiz sayfalarını renklendirmek ister deli deli. İstiskal etmeden yaratılmışlığımı, sana koşuyorum amansız. Yayla rüzgarı şefkatiyle okşuyorum bıraktıklarını.  Kahrolası bir zamandı seni benden alan. Tenimin, kemiğimin acziyetiyle ruhuma bakan... Acımasızca bizi ağlatan... Saatlerimin rengi karanlık bu puslu gidişte... Koşup koşup ulaşamadığım bir bekleyişte... Bir "Sen" olamadım... Bir "Ben" kalamadım... Derin bir çizgiydi içimize oyulan. Ötesini yok sayıp benliğimize kazılan... Şimdi yaşama vaktiydi oysa. Süreksiz bir duraklamada virgüllere müptela olmuşuz. Acıyla yoğrulup, yanlışlarda ısrar etmişiz. Şimdi ellerim boşlukta. Karanlık yalnızlığımda seni bekliyor. Dön gel! Neredeysen gel! 10.10.200701:15 Uğur Yaman... Devamı

Adanmış Gözler Aldanmış Bir Kalbin Yanlışlarında Boğulur

2009-03-03 02:31:00

Bir kırılma noktasıydı onlarcasından farkı onlarca detayda gizli olan. Sarmaşık gibi bedenimin içinde tırmalanıp durmak bilmeyen o hisler kümesini boğmalıydı... Birileri buna gömmek demişti. Gömdüğün şey içinde kaldığı sürece tırmalamamasını istemek bencillik miydi yoksa asıl bencillik tırmalamayıp anılarıyla unutulmasını ve verilmesi gereken değeri vermek istememek miydi? Ne kaldı ki geriye! Varlıklarından habersiz onlarca şiir oraya buraya saçılmış. Ağır yaralı mısralar, yanaklarımla yoldaş... “Ben”den öte bir ben gizlediğim ve benden ziyade bir “Ben”, nefes aldığım... Duvarlarım! Adını “KaraDuvar” koyduğum duvarlarım. Görülmez duvarlarım üzerindekilerden. Hislerimin resimlerini mısra mısra taşıyan duvarlarım... İçine hapsederken bile anılarıyla okşayan, anılarıyla işkence eden duvarlarım... Birkaç damla kan saçıldı gözüne ve bir ok daha saplandı yüzüne. Üç şehir, bin günah ve bir dua... Haklı olan hangisi? Masumiyet rolü kimde bu hikayede? Kim yazdı, kim oynadı ve kim rolünü sevdi?  Sorular sormak hep bana düştü geceden beri... Cevaplamak da, söyletmeden, sorgulatmadan, geveze çenemi susturmadan konuşmak da bana düştü... Oysa ne çok arzuladığım şeymiş susmak... Susturulabilmek! Ölesi masum ve ölesi derin dinginliğimde hissederek anlamayı kenara bırakarak dinlemek... İnsan gibi... Sonsuzluğumu ardımda bırakıp ölümlü gibi dinlemek ve dolmak verdikleriyle... Tatlı bir nefese bir hayatı takas etmekti dileğim... Saklı kentten ciğerime gönderilen mutluluğa hayatımı adamaktı düşlediğim. Sonsuzluğumu ve ölümsüzlüğümü bile hiçe sayarak tekamüle yol vermekti... Avuçlarının arasına sığdırabileceği kadar küçültmek ve gözlerinin ufk... Devamı

Adam Olmak Ağrısı

2009-03-03 02:29:00

Nümude variyetlerin mudemmiri olan mütecebbir cehalet, nusafet misali bir rüzgar ile savrulmayı da beraberinde getirir.  Hileperdaz suretlerin yüreklere nakşedilmiş kabes iştigalleri, desiselerin meşgalesinde zuhur eden aldatmacalarını rebabi ustalığı ile oyalayabilir. Ne rebabıdır müstemlekecisi, ne de rebabisidir nemalananı. Gerçekleri bertafsil gören gözler, şüphesiz ma-halakallah temaşaların gülüt maskelerinde nümude-i endam eden emarelerini görecektir. Selibinde dahi gizlenemeyen gerçekler, ahterşinas istidatı gerektirmeyen bir açıklıkla peyrevine ayan beyan arz-ı endam etmektedir. Hicazetin temaşası, kilukale müsebbip beklentilerin yollarında, rehaverdi jengar lakırdılar hasıl etmemek üzere en'cam'ı bulmaktandır. 12 şubat 2009 01:38 Uğur Yaman Devamı

Baba ve Piç

2009-03-03 02:26:00

Hiç okşanmamış, hiç öpülmemiş saçları vardı. Kucağına oturtulmamış ve "oğlum" diye sevilmemişti. Oysa belki bir gün koklanır diye hep en güzel kokan şampuanlarla yıkanmıştı. Hep öpülüp koklanmaya hazırdı. Hep masumdu, hep temizdi, hep sevilesiydi. Yıllarını biriktirdiği köşelerinde, kırıklarının sivrilerini saçlarına yol olmuş gidişlerden hep sakınmıştı. Tevekkülsüz bir duaya acınası bir son hak etmemek için hep masum ve korunasıydı. Hep sevilesiydi. Öpülesi saçlarını öpesi dudaklar günahla kirlendiğinde, yılların özlemiyle yanıp tutuşan hasretini bir sandığa kilitleyecek kadar da asildi. Okşanası saçlarına dokunacak eller günahla yıkandığında, ukdelerini onurlu bir yaza saklayacak kadar da sadıktı. Özlediği hep babasıydı. Kollarında küçülttüğü dağ gibi adam değildi babası. Sardığında çocuk gibi gözleri ışıldayan ama, dili lal olmuş adam da değildi babası; kucağında küçülüp kollarında sıkılmayı beklediği adamdı... Sağanak yağan sevgilerinden bir buket de şahsına münhasır bulabilmek arzusuyla yanmaktı piçliği. Hayatının günlerinin 100'de 1'i kadar karşılıklı akşam yemeği yiyememekti belki de... Belki de çocukluğunun, beklenenle apartman kapısında karşılaşarak sabahları, yitirilmesinden hasıl olan bir hadiseydi. Bir yanı özlemek, bir yanı beklemekti piçliğin. İkisi de hiç geçmedi. İkisi de hiç bitmedi. En çok, değiştirilmiş bir cekette bulunan iki sinema bileti dağlamıştı yüreğini piçliğin. Piçliği hiç bu kadar piççe hissetmek olmamıştı. Hiç bu kadar zoruna gitmemişti özlemlerin. Babayla omuz omuza o sinemada oğul olmalıydı oysa... Ruhunu kiralayıp etini satan bir kahpe değil. O sinemada oğulun saçları okşanmalıydı, oğulun yanakları öpülmeliydi. ... Devamı

Kahvenin Kahpesi Yeşile Mezar

2009-03-03 02:22:00

 Sökülürken fazlasını yitireceğimi düşünmüştüm ama bu kadarını tahmin edememiştim. Kolay sandığım birçok şey nasıl da düşüm oldu pembesinden yoksun… Nasıl da kirlendi gölgesini gününe katarak… Ela gözlü dualarla beslediğim iyi niyetim nasıl da sömürüldü… Nasıl da renklerini çaldılar gözlerimin… Nasıl da yabancılaştı her şey… Sızısı benliğimde solo atarken, inleyişlerimi duymadı bu sefer kimse… Duyduğum her ses ise yabancı geldi… Belki korkumdan, belki de kalbimin kırıklarından… Aralarından yeni umutlar sızdıramayacak kadar körü körüne ne kadar da bağlıymışım… Nasıl da safmışım… Ne kadar ahmakmışım hep iyi niyetler üretecek kadar… Beddua etmemek için dua etmek gerekmediğini can kırıklarımda yalın ayak dolaştığımda anladım… Ve işte o zaman kayboldun asıl… Hor kullandığın ruhumdan bir canavar yarattığını sandım önce… Sevgiyle bakan gözleri yaşarttığımda hüznüme ekledim acılarını… Hüznümün kinlenmesinden korktum. Kabuk bağlaması ve kinimi de kabuğun içinde boğarak öldürmeyi, bir sabah uyandığımda her şeyden kurtulacağımı düşünerek avuttum kendimi. Bebek ölü doğdu! Yitişini göremedim olumsuzluklarımın… Dil yaralarının iltihapları uzak mesafelerden arsız kuşlarca tırmaladı kulağımı… Kabul etmesi ne kadar zor olsa da asıl o zaman tükendin. Severken bile itiraf etmekten korktum önce kendime… Yeni bir güne merhaba diyemeyişim de bundandı. İyi de olsa kötü de olsa yeni bir merhabaya ne kadar da susamıştım oysa. Tekerrürler ve ihtimaller denizinde gömdüğüm sadece umutlarım değilmiş! Sonsuza dek kaybettiğimde anladım. Acınası heybetimin devasa gölgesinde soğudu dünya... Devamı

Ya Rab

2009-03-03 02:47:00

Saçlarımı okşa ya rab! Sevgilerden demet demet bahçelerimi yordu düşlerim. Renklerimi uzaklara saldığım karanlıklar ağırladı. Sözlerimi bir isyan faslında uyuşmuş ciğerler çoğalttı uykularında. Açamadım içimi yağmurlara. Geceler ağlattı. Geceler hırpaladı yüreğimi. Yüreğimi okşa ya rab! Renklendir gecelerimi ve döndür sabaha. Biraz beyaz biraz da kırmızı kat. Günahlarımı affet ama affedebileceğin günahlar işlememe de izin ver. Hayat yenilerken kendini beni eksik bırakma. Beni bensiz bırakma. Heyecanlarım umurumda değil. Bağışladım hepsini. Hayat yenilerken kendini beni eksik bırakma. Beni sensiz bırakma. Sessiz uykularımda sokaklarımı doğan güneşle uyandır. Güneşimin doğmasına geç de olsa izin ver. Benden önce tanırken kendimi, senden sonra acılarımı kaldırabilme gücünü ver. Yalnızlığım gücüm. İnleyişlerimi eksiltmeden dayanma kudreti ver. Senden sonra da ben kalabilmeme izin ver ve beni bağışla tanrım. Gözyaşlarımı isyan sayma sakın. Ve içimde o'na daha fazla yer ver. Acısı umurumda değil, sadece dayanma kudreti ver. Geçmiş zamanlarıma sadakatim. Silmesine izin verme zamanın. Dalga geçseler de, kaçışlarıma yüzlerce sebep yaratsalar da, her zamanki gibi pembe düşlerime umut ekmeme izin ver ya rab! Zaman silmesin, silemesin. Varsın lekeleri olayım. Varsın suçlu, hatalı; yadırganası hataları ben olayım. Onur duymama izin ver ya rab! Unutulmamaya değil ama unutmamaya izin ver. Gözyaşlarım dinecekse sabah da olmasın. Sadece dayanma gücü ver. Çiçeklerim sevda yaşatmaya devam etsin cesetlerinden. Yaralı yüreğimi aşkın içinde canlı tut ya rab! Yüreğimin beklemesinde bağılılığını sorgulatmadan, ruhuna dokunmasına izin ver. Bırak inanayım. Bırak ben kalayım senle dolu olarak. Onlara da yer ver, onlara da can ver. Ruhumun taşan cümlelerinde virgüller s... Devamı

Kır Zincirlerini

2009-03-03 00:51:00

Gidenin ardından uçsuz bucaksız bir el sallayıştı benimkisi. Bilinmezliğe açılan kapıdan kırık kanatlarımla boşluğa bırakmışken kendimi, şefkatli bir dokunuştu ruhumu uyandıran ve yüreğimi okşayan… Sızısı benliğimde solo atarken, yakarışlarımı bir sen duydun o karmaşada. Çığlık çığlığa boğuştuğum hüznümü bir yangında bıraktın. Yalvarışları bile kandıramadı aldanışların… Bu bizim gecemizdi. İlk defa umutlarımı göklere böylesi ektim ve gözyaşlarımla suladım. Mutluluktu parça parça kırıklarımı tamir eden… İlk defa böylesi inandım, ilk defa böylesi taptım yaratıcıya. Senin varlığındı ateşler içinde yandığım cennetim. Sızan tüm umutlarımızı topladım avuç avuç. Bir anda unutmuştuk acı çekmenin yorgunluğunu. Yaşamak mıydı böylesi güzel, yoksa seni bulmak mıydı ölesi derin…Kalbimizin kırıklarını topladık birer birer. Sağlam kalan zerrelerini birleştirdik. Harmanlayarak ruhumuzun hücrelerini, tek yürek olduk ebede intikal. Ölesi masumiyet, ölesi mağrurluk ve ateşten gömlekti varlığımızı yorgan yapıp saran… İçlerimizi döküp sel olduk katillerimize. Yayla rüzgarı şefkatiyle okşarken duygularımızı, intikam hışmıyla yorduk bozgun aşkları. Yenilgilerimizi yitirdik birer birer.Hasretlerin bulutunda kaybolan güneşimizin gölgesiyle uyuduk. Çırılçıplak ve sımsıcak bir dokunuştu yüreğimizi öpen. Sözlerin cümbüşüyle ayaklanan kalp atışlarımız, aynadaki bize ağlıyordu yatak döşek. Sen miydin aynadaki yüz, yoksa ben miydim aynadaki iz? Doğuşu, birbirinden kopuşu muydu ruhlarımızın? Usanmadan aradığım bilinmezlik neydi? Neden kayboldu içimdeki bu arama sevdası ansızın?Hayallerimizin denizinde göğe açılan bir kapıydı seni yaşamak… Hep içimde sakladığım seni ilk defa görd&... Devamı