Annenin Değerini Sıçarken Daha İyi Anlamak

2012-12-24 22:56:00

şu hasta halimle az evvel, yani şu son 45 dakikalık süreçte çok daha iyi anladığım şey.

mideden rahatsızım son zamanlarda. bir de enfeksiyon da kapınca bunun dışında gelişen bir durum olarak baya bir mesai harcadım hastane işlerine. zira hastaneye ziyaretçi olarak bile gitmeye korkarım normalde. velhasıl ülser hastasına apranaks veren doktorlar da sağolsun bir hayli atladılar vücudumun hamısına mamısına. iğneye çevirdi başka doktor vs. derken şu son günleri oldukça sancılı geçiriyorum. hatta bu süreçte sinirlerim de bozulduğundan anneme de biraz asabi davranıyordum. ne de olsa nazım en çok ona geçiyor. kadını üzdüm de biraz.

yine yatak döşek yatıp android uygulamalarda herkese tavsiye edeceğim "blood brothers"i oynarken son birkaç gündür sıçamadığım aklıma geldi unique boss bulduğum o eşsiz anda. tabi bunda bağırsaklarımdaki ağrının da etkisi olmadı değil. sikerim boss'unu, itemini, puanını deyip attım yorganı üstümden, arka fonda göz ucuyla behzat ç seyrettiğim bilgisayarımı da sıyırarak tuvalete koştum. koştum koştum da sanki pezevenk hemen düşecek kubura. bir güzel donu sıyırdım afedersiniz. o sırada dün akşam götümün sol yanağından yediğim iğnenin pamuk ve bandını da çıkarmadığımı fark ettim. o ne acıydı öyle. bacağı iptal etmişti meymenetsiz. zaten dün akşam iğne olmaya gittiğimde halsiz bitap halde, iğneyi vuran kız gülümsemişti bi. ben de götü beğendi sandım. eve gidince anladım ki bir önceki günün pamuklu bandını çıkarmayı unutmuşum önceki günden kalan. utandım kendi kendime ama bununla yaşamaya alışmıştım da. hastayım ne de olsa. hatta çıkarmadığım o bandın hikayesi bile canlandı aklımda. bir adam vurmuştu bana iğneyi. ibiş bildiğin sapladı ama bir şey diyemedim. bir iğneyi bir yanağa, diğer iğneyi diğer yanağa sapladı. ben ne bileyim bacakların iptal olacağını...:/ 3 dakikalık yolu o soğukta 25-30 dakikada geldim eve. herkes bana bakıyordu yolda. sanki götümde zenciler cümbüş yapmış gibi bir yürüyüştü. trafik durdu yemin ediyorum. hiç geçemeyeceğim sanıyordum karşıya ama behzat ç'deki gibi kırmızı bir woswos yol verdi bana. kendisine burdan teşekkür ediyorum. oysa bu kız iğneyi bitirdiğinde daha iğne olmadım sanmıştım. adamın vurduğu kadar da acıtmadı götümü. kıza "eline sağlık" derken daha içtendim o sebeple. belki de adam götümü kıskandı, "bende niye böyle değil laaan" deyip hasetle hıncını aldı. kızsa kıyamadı bile saplamaya. grurum inceden paranoyalarla mesut olmadı da değil.

neyse. götü sıyırdım, pamuğu çöpe attım ama beni ağrıyla koşturan kaynatasız bir türlü çıkmak bilmedi. ıkındım olmadı, suyu açtım çişim geldi, yaptım hatta. ama bir türlü sıçamıyordum. gah fm hayalleri kurdum, gah gassıray'ın ve fb'nin bu seneki olası başarılarını düşünüp mutlu oldum, gah trabzonlu onur'un eskişehir karşısındaki kurtarışlarını zihnimde defalarca oynattım mutlu oldum. her şey güzeldi ama ortada boktan eser yoktu. sık sık arkadaşlarım bokunu çıkardığım şeyler yüzünden uyarırlar beni. bu sefer çıkaramıyordum. işte bu beni ayrı üzüyordu. sanki tüm yeteneğimi kaybetmiştim. sonra korkmaya da başlamıştım. acaba dahiliyecinin olursa hemen hastaneye yatıracağız dediği siyah sıçma hadisesi mi olacaktı... korkmaya da başlamıştım. evde de kimseler yoktu. ölsem kimse göremezdi lan. kurtarılamazdım. hatta baş bile verdiremediğim bok götümün ortasında çıkmadan kalır da ölürsem ve o halde beni bulsalar, götümü temizleme telaşına düşeceklerinden belki de yetişemeden ölecektim. tedirgin oluyordum. kafamda kuruyordum sürüyle şey.

derken nefesimi tutup eşit aralıklarla ıkınmaya başladım. işte anneler ilk o an aklıma geldi. "lan" dedim kendi kendime, "sen götünden bok çıkaramıyorsun analar insan çıkarıyor"... kadınlara saygım inanılmaz artmıştı şefim hariç. kendisinin kadın ve hamile olması bile kendisine nefretimi hafifletmiyor. neyse. o an için kadınların birkaçı hariç milyarlarcasına renk, dil, din, ırk, nitelik, güzellik, çirkinlik ayırmadan; müslümanı hristiyanı, orospusu, iffetlisi, demeden hepsine sevgiyle doldu. en çok da anne olanlarına ve olacaklarına. neredeyse %97,397'sine yani.
içime dolan sevgi bile bağırsaklarımdaki boka baskı yapamadı. sanki götümde koca bir şey var ve kupkuru, dişlileri de bağırsaklarımda olan ama başkasının bağırsaklarında olmayan dişlilere takılmış gibiydi. bu sebeple içimdeki bok, bir gıdım ileri gidemiyordu. o an aklıma tek bir film geldi. "kanımdaki barut" filmi ve filmdeki boksör eleman. "pusat" denen dizide de oynamıştı. kanımdaki barut filminde sergilediği nefret performansı biraz bende olsa, o boku değil kendisiyle, hamısıyla mamısıyla, doğacak çocuğuyla, kundakdakiyle ortaya döker, üstünde galoşla tepinir, sonra da domuzlara yedirirdim. ama maalesef ben kadınlara sevgiyle dolmuştum o an. özellikle de annelere. içimdeki sevgi böyle bir nefrete müsade edemezdi.

nasıl oldu bilmem, bacaklarımı iyice açtığım bir anda bir şekilde bağırsaklar içinde hareketlenme oldu. ben burdan alır yürürüm dedim ve ıkınmaya ağırlık verdim. çıkardığım sesleri bir ara fark ettim de, bu ince duvarlarda komşular kesin duymuştur ve kim bilir nasıl sevişme fantezileri gerçekleştiriyoruz sanmışlardır. bilmiyor ki pezevenkler götümdeki boka bile sahip değilim. beni dinlemiyor ibiş. işte bu hareketlenmeden sonra değişik pozisyonlarda 20 dakika kadar daha ıkındım değişik efektlerle. mutlu sona ulaşmaya 4-5 dakika kala semsert bir şey çıkacağı belli idi. baş vermiş ve kendisini ezme çabalarıma yanıt vermiyordu. sert bir italyan defansı ile bağırsak kası ataklarıma cevap veriyordu. sikerim organize hücumu, türk usulü allah ne verdiyse saldırdım bir an. o ufak ilk parça zor da olsa çıkmıştı. parça uzunluk olarak kısa, genişlik olarak büyüktü. zaten genişliği görünce "oha" çekmiştim. içeriden benzer bir atakla biraz daha yumuşak ve benzer boyutlarda bir parça daha çıkardım. ama ağrı dinmemişti. büyük parçanın geldiğini hissetmiştim. sanki bunlar öncü depremdi. gelişi daha kaygan ama deli gibi sıçtıktan sonra içte oluşan derin boşlukalgısı daha büyük, çok büyük, en büyük cinsinden olan bok kütlesi geldiğinde vücudumda titremeler, elimi nereye atacağımı bilememeler, hemen çıksın da gebermeyeyim bu götümden yarı çıkmış yarı içte iken korkularıyla hayatımın zor dakikalarından bazılarını geçirdim. o nası gelişti öyle... hani bir buldozer gelir de bir gökdeleni tek vuruşla devirir ya, aynen öyle... hani bir cins kaplumbağa eşiyle 2 gün aralıksız sevişir, çiftleşir ve "heeehhh" sesini çıkararak ölür ya, aynen öyle... o koca şey bir geminin denize demir atması gibiydi... sanki kuburumun denizine demir atmıştım da 3-5 yüzyıl daha evin bu bölümünde attığım demire mahkum yaşayacaktım... ilk gördüğüm anda nevaleyi gözlerim açıldı. koca bir patlıcan büyüklüğünde, boyutunda, şeklinde enteresan bir çalışmaydı. benim gibi minyon bir adamdan bu nasıl çıkardı anlamak mümkün değil. olm benim o kadar gövdem yok lan bir kere. yemin ediyorum guinnes'e başvursam ibneler kamera görüntüsü ister, inanmaz yaptığıma. evde yalnız olduğumu ispatlamam da kesmez elemanları, şüpheli önceden yapmıştır deyiverirler. korkuyla karışık kendimle bir grur duyma olmadı değil. içimde acayip bir boşluk hissettim. bir an bunun boşaldığı yere hava dolsa uçar mıyım lan diye korkmadım değil. korkuyla elim musluğa sarılmış. güldüm sonra kendime. şaşkınlık, sevinç, korku, rahatlama ile öylece kalakaldım birkaç dakika. delikten uzamış, utanmasa klozetten sarkıp arka bahçeye top oynamaya gidecek kerata. sünnet çağı geçmiş de damatlık çağa gelmiş hayta, o derece...

derken kapı açıldı içeride. annem geldi. annemi üzmüştüm hastalık asabiyeti ile. değerini çok iyi anlamıştım yaklaşık 1 saatlik tuvalet maceramda. hemen dopdolu bir kova su doldururken bir peçete sardım en kalılından. boku kırmaya çalıştım peçeteyi elime sarıp. kırdım, parçaladım, ezdim zor da olsa. yoksa asla gitmezdi. zaten su akıtacak yer azdı ya la klozette. sonra kovayı boca ettim ve tuvaleti temizledim. ellerimi yıkadım. aynada yüzüme baktım biraz. birkaç kilo vermiş halimle annemin yanına koştum. "seni üzdüm son günlerde ama senin ne mubarek bir kadın olduğunu az önce anladım" dedim. önce trip için suratını hemen bi bozdu ve biraz çevirdi yüzünü. "ver o mübarek elini öpeyim" dedim. "noldu ki" dedi... "anacım az önce bi sıçtım ama öyle böyle değil, yok böyle bir sıçmak. ilaçlar ve hastalık yüzünden herhalde. dedim ki ben bi bok çıkaramadım, annem beni çıkardı. valla büyüksün ve öpeyim" dedim. güldü, iğrenç bir ifade ile baktı sonra, sıradan abukluklarımdan biri olarak yine kanıksadı ve toprak kokan saf anadolu kadını ellerini verdi. önce dudaklarıma, sonra alnıma götürdüm. vicdanım sızladı. keşke hastalığımda daha az üzseydim onu.

23.12.2012
17:30
Uğur Yaman

1464
0
0
Yorum Yaz